* Gökçe’nin Sibumisi

Karadeniz

Karadeniz öncesi;
Ne zamandır hayalini kurduğum Karadeniz turuna çıkmamıza 1 hafta kaldı…
Neden bu kadar uzun zamandır isteyip çıkamadım derseniz hem bu turların hep yaz tatiline denk gelmesi ve bir türlü deniz tatiline tercih edememem hem de “Bukla” dan baska bir tur ile gitmek istemeyişim!
Aslına tur olayına çift olarak karşıyız. Kendi rotamızı belirleyip özgürce gezmek sevdigimiz tatil şekli ancak söz konusu Karadeniz olunca ve ayrıca elinizde Bukla gibi bu işi yürekten ve en expert şekilde yapan bir firma olunca kendinizi ellerine bırakmaktan baska seçeneğiniz kalmıyor.
BOMBAAASS!!!
Bukla’dan aradılar arayan biraz mahçup bir ses tonuyla Gökçe hanım size birşey soylemem gerekiyor dediinde bir terslik oldugunu anladım . Turda sadece ikiniz varsınız dedi!!
Nasıl yani baska kimse katılmadımı, sizin turlariniz hep full değil miydi, özel bir tarihe mi denk geldik gibi sorular yağdırdım anında cevap olarak bir grup iptal etmiş anladığım kadarıyla ve bu yüzden zaten 14 kişilik olan tur kadromuz sadece bize tahsis duruma gelmisti. Şimdi firma turu yapacağını söyledi ve seçimi+kararı bize bıraktı.
İki gün düşündük taşındık yarın sabah yolculukkk !!!! gidiyoruz yani ☺sevgilimin sana tur kapattım daha ne istiyosun esprileri ile rehberimiz ve biz butik bir “Dogu Karadeniz Yaylaları” turu yapacagiz inşallah.
Allaaaam lütfen guzel geçsin lutfen guzel gecsiinnn!! Bu arada sevgilime de fıtık teşhisi koyuldu dün :o
Ama gidicez yani azmettik , başımıza bişey gelmese bari …
Veeee turumuz başlasınn…
Evet efendim güneşli sıcacık bir Trabzon sabahında inişimizi gerçekleştirdik. Bukla tur rehberimiz Yalçın ve müthiş şoförümüz Necip abi bizi karşılıyor zaten tura başka katılan da olmadığı için bekleme yapmadan yola koyuluyoruz:)
1. gün Çömlekci limanindan basalayan turumuz için öncelikle Sümela gezisinde bize rehberlik yapacak rehberimizi alıyoruz.
Hala bir fiil Ipek yolunu ulaşım olarak kullanıyorlar. Bizde ipek olu üzerinden Sümelaya doğru yola çıkıyoruz çok değil yaklaşık 45 dk lık yolculuk sonrası ( tabi bayaa yükseklere çıkıyoruz) 2000 m. den sonra bitki örtüsü azalıp yok olmaya başlıyor dağların tepesi çıplak, hava da trabzondaki sıcaklıktan eser yok yanınızda hırka şal vb mutlaka bulundurun.
Sümelanın hikayesine gelirsek;Meryem ana ruyasinda görmüş bu manastırı karadağın üzerine kurulmuş gizli bir manastır ( mela kara demek su bakire demek) kapadokyadan bu iş için özel olarak gelen iki havari inşaa etmiş , içeride bulunan ikonayı Aziz Luca yapmış. Manastırın genel inşaası gerçekten ilginç dağın arkasında kalan kısmı gerçekten gizli bir yapı.
Korunan kısımları ile içinde ve dışı da bulunan ikonaların anlattığı hikayeler etkileyici. Orjinal renkler hala canlılığını koruyor , kullanılan kök boyalarının bu zamana kadar hasar görmeden kalabilmesi muhteşem… yine kendi kendime herşeyin en iyisinin doğada olmasına rağmen ona karşı ne kadar nankör davrandığımızı düşünmeden edemiyorum .
Sümela sonrası Rizeye doğru harekete geçiyoruz bu arada yol üzerinde genel bitki ötüsünü oluşturan “kızıl ağaç” ile ilgili bir bilgi ; yaprakları tentürdiyot yapımında kullanılırmış
Yol boyunca rehberimizden çeşitli bilgiler alıyoruz bıcır bıcır bir hanımefendi. Kendisini aldığımız yere bırakıp yolumuza devam ediyoruz .
Yol üzerinde Pazar , Ardeşen ve Fındıklı ilçelerinden geçiyoruz bu üç ilçenin özelliği Rize’de lazların yaşadığı yerler olmaları, yani genelde karadenizlilerin Laz olduğu yönündeki yaklaşım doğru değil , mesela Hemşinlilerin kökenini Ermeni göçmenleri oluşturuyormuş bu bakımdan kullandıkları birkaç kelime ermenice den gelmekteymiş örnek vermek gerekirse “moy” hemşince çilek manasına gelmekte.
Hopa ise laz ve hemşinlilerin yarı yarıya bulunduğu bir ilçe.
Rizede ilk yemek durağımız Meşhur Lale Kurufasulyecisi. Abartmak istememekle beraber hayatımda böyle bir kuru fasulye yemediğimi belirtmek için çıldırıyorum .
Yani kuru fasulye işte ne kadar farklı olabilirkiii .. DEMEYİNN!! GİDİN!! YİYİNN!! Sonra yorum yapın .
Faulyeler ispir fasulyesi , Erzurumdan geliyormuş ancak olayın sırrı pişirmede gizli artık ne yapıyorlarsa önlerinde eğilmek lazım .
Fasulye sonrası Sütlaç yemeden olmazzz!! Heryerde okuduğum Hamsiköyün sütlacının meşhur olduğu , rehberimiz Yalçın ve Necip abi bunların palavra olduğunu zaten bütün sütlaçların Hamsiköyden geldiğini oraya gidip yemenin bir anlamı olmadığını söylediler (Ben onların yalancısıyım) Neyse Sütlaç görüntüde bildiğimiz sütlaç … Ama arkadaşş bir kaşıkla Sevgilimle birbirimize bakmamız bir oldu .
Daha fasulyede yaşadığımız lezzet patlamasını atlatamamışken bir de üstüne bu muhteşem sütlaçlar beni ilk günden bitirdi.
Ayrıca sofrada bulunan kavurmanın da çok lezzetli olduğu yönünde yorumlar vardı ancak çok tarzım olmadığı için yemedim , size şimdiden afiyet balşeker olsun .
Eee bu kadar yedik üstüne bi çay bi kahve bişey içmek lazım canım dimi ama :)
Yemeğin ardından Rizeden ayrılıp Ayder Yaylasına doğru yola koyuluyoruz , Fırtına deresinin kollarının birleşip denize döküleceği noktaya bir kaç km mesafede “Fırtına Çay bahçesi” nde çaylarımızı ve kahvelerimizi içiyoruz . Bukla turun daha ilk andan farkedip sevdiğim bir özelliği içtenliklerinin ve samimiyetlerinin yanısıra oranın yerlisi olmalarından kaynaklı neredeyse heryeri herkesi tanıyor olmaları .
Sonrasında artık durmadan Ayder …
Yaklaşık 1-1,5 saatlik bir yolculuk sonrası aşağıda olmayan bulutlara gayet yaklaşmış durumdayız , burada hava soğuk bulutlu ve kapalı ama bir o kadar temiz ve ferah .
Otelimiz Ayder’in yerleşim alanının neredeyse sonunda . Araçtan inip daracık bir patikadan ahşap “Oberj” otele yürüyoruz .
Otel komple ahşap iki binadan oluşuyor , lüksmü değil, ancak aradığınız herşeyi bulabileceğiniz bir yer .
Herkes güleryüzlü sıcak , zaten bizi tur olarak görmedikleri için direkt onların ortamına uyum sağlıyoruz. Akşam yemeği öncesi odamızda biraz dinlenip sonrasında yemek için diğer binadaki restaurant kısmına geçiyoruz. Binalar dizayn açısından tam dağ evi, sosyal medya sayfalarında gördüğüm kadarıyla daha sıcak aylarda bahçede çekilmiş horon fotoğrafları gözümün önünde canlanıyor, belki bir dahaki sefere daha kalabalık bir tura denk geliriz ( bir daha ki sefer olacağı kesin yalnız;))
2. Gun Avusor yaylası (soğuk su demek)
Sabah 9 da otelden ayrılacak şekilde kahvaltımızı edip kumanyalarımızı hazırlıyoruz.Hava yine mükemmel herkes ne kadar şanslı olduğumuzu Temmuz ayı buyunca burunlarını dışarı çıkaramadıklarını söyleyip duruyor.
Aracımıza binip yola koyuluyoruz yaklaşık 1 saatlik muhteşem manzaraların eşlik ettiği bir tırmanış sonrası Avusor yaylasındayız. Yol üzerinde gördüğümüz Çay tarlaları muhteşemm, bu arada kısa bir bilgi ;Çay yılda 3 hasat veriyor ilki ve en kalitesli Mayıs hasatı. Yerden yükseltilmiş düzenekler üzerinde arı kovanları ( Ayılar ulaşamasın diye yüksekte bulunuyorlar) Karakovan var tabi birde silindir şekilnde kovanlar Arı peteğini tamamen kendisi yapıyor .
Araçla gelebileceğimiz noktadan sonar yaklaşık 3 saatlik yürüyüşümüz başlıyor . Kumanyalarımızı yiyeceğimiz mola noktamız 2000 metrenin üstünde bir yükseklikte bir krater gölü kenarı!
Hava sıcak olmasına rağmen su çiviiiii sadece ayaklarımı sokmakla yetiniyorum.
Yürüyüş sırasında gözümüze ilişen beyaz yasemine benzeyen çiçekler “Çiğdem Çiçekleri” söylenen gore kışın geldiğinin habercileriymiş. Böyle kışa can kurban!!
3. Gün Kunt vadisi + Hüser yaylası 
( Hüser Yaylası programdan son anda çıkarıldı onun yerine fırtına deresinde balık tutma çabası eklendi)
Bugün sevgilimin fıtığı bacağında biraz problem yartacak gibi o bakımdan Hüsev yaylasını programdan çıkarma kararı veriyoruz(Zaten bizden başka katılımcı olmadığı için oy birliğiyle kabul ediliyor)
Sabah kahvaltı sonrası otelin arka tarafından ormanın içine dalıyoruz . yaklaşık bir saat yürüyüşle Kunt yaylasındayız. Kartpostal gibi…
Günün kalan kısmını fırtına deresinin debisinin nispeten düşük ve dar yerlerinde balık tutma çalışmaları ile geçiriyoruz ancak nafile Fırtına bize balık vermemeye kararlı .
Akşam yemek öncesi Ayderin Kaplıcalarını denemeye karar veriyoruz.İlk kaplıca deneyimim , doğanın bir nimeti daha kimbilir sürekli gidilse nasıl faydaları olacak bu kükürtlü suyun.
4.Gün Kavron Yaylası
Galiba en zorlayıcı ve uzun yürüyüşümüzü bugün gerşekleştirdik ancak en tatmin edici güzellikler de yine bu turumuzdaydı.
Sabah yine aynı rutinin ardından  aracımıza binip yola koyuluyoruz yaklaşık 1, saatlik yolculuktan sonra Kavron yaylasındayız , çoookk başarılı bi yayla diyebilirim. Meydanındaki kahvesi evlerin mimarisi , yaylanın yapısı … gerçekten çok güzel.
Meydandaki kahvede birer çay içip köylülerle sohbet ettikten sonra yürüyüşümüze yavaştan başlıyoruz .
Bugün yaklaşık 3500m. ye kadar tırmanıyoruz ve tırmanışın sonunda bizi 3 adet krater gölü (deniz,torbalı,karadeniz)bekliyor manzara inanılmaz , sadece rüzgarın sesi var .
Özellikle şehir yaşamına alışan bizler için ne yapacağını bilememe durumu oluşuyor bir anda .
Tavsiyem derin bir nefes alın gözlerinizi kapatın ve öylece durun durabildiğiniz kadar …
5.Gün Fırtına vadisi, Çat yaylası,  Polavit Şelalesi, Zilkale , Ortan Köyü, Sini Café de yöresel yemekler sonrada donus yolu.
Son gün yağmurlu… yağmurluklar ise yarayacak:)
Program yoğun sabahtan kahvaltı ile birlikte yola çıkıyoruz Fırtına vadisinde dere kenarında çay kahve molası dizilere dekor olan meşhur taş köprüler de bol bol fotoğraf .
Sonrasında Çat Yaylası üzerinden Palovit Şelalesi ve Zilkale .
Dönüş yolunda küçücük bir dağ köyü “Ortan” küçük olması ve dağın tepesinde oluşu korunmuşluğunu arttırmış diye düşünüyorum , birde bi tanıdık burası yahu kesin dizi çekimi falan olmuş burada biliyorum ben buraları.
Ama nasıl güzel anlatamam insan burada yaşlanmaz yaşlansa da kolay kolay ölmez .
EEE hadi artık Karadeniz yemeği yiyemedik bir türlü doğru düzgün dağ tepelerinde kumanya yemekten. Rehberimiz Yalçın hep son gün diyerek bizi geçiştirdi derken “Sini Café” ye geliyoruz .
Yöresel yemekler yapan minik bir aile işletmesi, yağmur kokusu ve tıpırtıları eşliğinde muhteşem Muhlama , Turşu Kavurma, Mısır Ekmeği , Karalahana sarmasını ve daha birçok yemeği mideye indirdiriyoruzz:)
Kapanışı da bu şekilde yapmış olduk .Sonrasında Trabzona Dönüş…
Havaalanına gitmeden son gezmelerAtaturk kosku(yetisemedik kapaliydi)
Boztepe(trabzonu tepeden gorme ve semaverde cay keyfi) meydandan kalkan dolmuslarla kolayca ulasilabilir biz yukarıda ki cay bahcesine gittik bir de biraz daha asagida bir cay bahcesi daha varmis secim size kalmis ucak saatini beklerken aksamustu cay icip cigdem citlenecek gusel bir mekan.Sonrasinda “Cemil Usta” ve “Çardak Pide” arasinda bir secim yapip ikisinide yemek istememize ragmen Cardak pideyi tercih ediyoruz  /karisik yuvarlak pide (kiymali kavurmali peynirli) Fatih Karadeniz Pidecisinde yedigimiz pideye benziyor acikcasi eger daha once orada veya ümraniye Lider Pidede yemediyseniz cok ilginc gelecektir.Sonrasinda son saatleri gecirmek icin havaalanina cok yakin olan avm Trabzon Foruma gectik, gayet guzel bildigimiz her markanin mevcut oldugu genis bir avm, cantalarimizi giris danismadaki emanete birakip kendimizi Kahve Dunyasina atiyoruz , bu arada yagmur yine yagmadi yagmurluklari bi turlu kullanamadik:))kahveleri icip yavastan alana dogru harekete geciyoruz taksiyle 5 dakika bile surmuyor kucuk ama gordugum en guzel havaalanlarindan biri cunku denize sifir ve sehrin icinde her yere ulasimi rahat, denizin dibinde olusu bana Barcelona havaalanını hatırlattı.Ve eve varış…Varışla birlikte baslayan hayatimizi ve secimlerimizi sorgulama sureci … Geri gelicem Karadeniz doyamadım sana bilesin;)
Orijinal yazı için http://gokceninsibumisi.blogspot.com/2013/11/karadeniz.html
Teşekkürler GÖKÇE:))